25 Aralık 2017 Pazartesi

John Dewey Ve Türk Eğitimi


           1920'lerde yurdumuz insanına beceri ve özgüven kazandıracak olan mucize radikal bir eğitim referandumundan Başka ne olabilirdi? Harap Yurdu kısa zamanda kalkınması için insanlarımızı katma değer üreten mesleklere ve girişimciliğe yönelterek siyasal bağımsızlığın temel  şartı olan ekonomik bağımsızlığı sağlayacak mucize, geri kalmışlığımızın  kaynağı olduğu kabul edilen ahirete odaklanmış ümmetçi ,ezberci medrese eğitimi ile gerçekleşemezdi. Meslek okullarının sayıları çok yetersizdi mevcut birkaç lise ise girişimci değil bürokrat yetiştiriyordu. Ordu ülke nüfusunun çoğunluğu oluşturan ve genellikle okuma yazma bilmeyen kırsal kesim insanına beceri özgüven ve akılcılık kazandıracak yaygın bir eğitim sistemine ihtiyaç vardı. Ülkede herhangi bir konuda uzmanlaşmış kişi bulmak imkansız gibiydi Ankara'da yapımı planlanan devlet binaları için sadece Mimarlar, Mühendisler değil duvarcılar bile yabancı ülkelerden Macaristan'dan Romanya'dan getirilirken ülke kalkınmasında milli imkanlarla, milli iş gücüyle planlama ve sürdürmek olması değildi. Diğer yandan ülke ekonomisinin bel kemiği olan tarım ve hayvancılık sektöründe ve beceri ve katma değer son derece düşüktü. Kalkınmanın köylerden başlatılması gerekiyordu. (Fikret Şemin,Türkiye’de Amerikalı Bir Filozof,İstanbul,2011)  Uygulanacak reform çağı çocuklarının görerek yaparak öğrenmelerini köylerine birer kalkınma önderi olarak dönmelerini sağlayacak  bu beklentilere rehberlik yapacak otorite uluslararası araştırmalardan sonra Amerika'da bulunan John Deweyi Türkiye'ye getiren Atatürk'ün dehası  bunu başarmıştı.
John Dewey, yaparak-yaşayarak öğrenmeye ve tecrübeye önem veren pragmatizmi, mantıksal ve ahlaki bir analiz teorisi olarak geliştirmiş, deneycilik, işlevsellik ve aletçilik olarak da bilinen felsefe akımının kurucusu ünlü filozof ve eğitim teorisyenidir. 1859-1952 Yılları arasında yaşamıştır. John Dewey’in eğitim felsefesinin temelinde yaparak öğrenme adını verdiği problem çözme yaklaşımı, diğer bir ifadeyle deneyim kavramı yer almaktadır.  (https://www.pegem.net/Akademi/kongrebildiri_detay.aspx?id=117783)

       Amerikan toplumunun eğitim şekillenmesinde çok büyük katkısı olan filozof ve eğitim teorisyeni  John Dewey, Cumhuriyet’imizin ilk yıllarında ( 19 Temmuz - 10 Eylül 1924 Tarihleri arası) Mustafa Kemal (Atatürk) tarafından  Dönemin  Eğitim Bakanı’na(Vasıf Çınar) verilen talimat ile davet üzere ülkemize gelen Dewey.  Ülkemizin belli şehirlerinde gözlem ve incelemelerde bulundu ve incelemelerini içeren ilk raporunu Türkiye’den ayrılmadan teslim etti.  
Amerika’ya döndükten sonra kaleme aldığı asıl rapor 30 sayfalık “Türkiye Maarifi Hakkında Rapor” dur. Bu raporda John Dewey’in kurulacak yeni eğitim sistemi hakkındaki önerileri yer almaktadır. Bu rapor MEDHAL (Giriş) bölümünden hemen sonra sekiz temel başlıktan oluşmaktadır. Bu başlıklar; Program, Maarif Vekilliği Teşkilatı, Muallimlerin Yetiştirilmesi ve Terfihi, Muallimlerin Yetiştirilmesi, Mektep Sistemi, Sıhhat ve Hıfzıssıhha, Mektep İnzibatı, Muhtelif Mevat şeklindedir.  (https://www.pegem.net/Akademi/kongrebildiri_detay.aspx?id=117783) Resmi rapora ulaşmak mümkün ancak başlıklarda da görüldüğü üzre okumak oldukça güç daha iyi anlaşılabilmesi ve üzerinde çalışılabilmesi için günümüz Türkçesine çevrilmesi gerekiyor.


John Dewey’in  Türk Maarifi Hakkındaki Raporundan Örnek Maddeler;


1-      Türk eğitiminin derhal yapılabilecek düzenlemeleri değil hazırlanması birkaç yıl sürecek kapsamlı bir program gereksinimi vardır. Bu program Anayasanın değişmez ilkeleri arasında yer almalı ve sürekliliği güvence altında olmalıdır programı yönetecek uzmanlar nitelik ve nicelik olarak yeterli düzeye ulaşmadan uygulamaya başlamamalıdır. (Fikret Şemin,Türkiye’de Amerikalı Bir Filozof,İstanbul,2011)

    Dewey ileri görüşlülüğü sayesinde ülkemizde derhal  gerçekleşen sistemleri tahmin etmiş olmalı ki raporunda halen var olan bu sorundan söz etmiş.  Öyle ki son 14 yılda ülkemiz eğitim sisteminde toplam 13 değişiklik meydana gelmiştir. Buda demek oluyor ki  2003 yılında okula başlayan bir öğrenci  okula başladığı süre ile mezun olduğu sürede sistem hiçbir zaman aynı kalmamıştır. Öğrencilerin yaşadığı karmaşa meslek seçimini ve hatta kişisel benliğini olumsuz etkilemekle birlikte yapılan değişikliklerin yıllarca devam etmesi bu süre zarfı içerisinde eğitim gören neslin okul hayatından, okul sisteminden , kendi kişilik, isteklerinden ve eğitimden uzaklaştığını görmek mümkündür. Yapılan en büyük hatayı yıllar önce John Dewey’in belirtmiş olması ve ülkemiz eğitim sisteminin 14 yıldır istikrarlı bir şekilde değişimlerine devam etmesi oldukça ironiktir. Dileriz getirilecek yeni sistemler  Dewey’in söylediği gibi “Derhal yapılabilecek düzenlemeleri değil hazırlanması birkaç yıl sürecek kapsamlı bir program bir program gereksinimi vardır.”  Derhal sisteme alınmayan öncesinde test edilip onaylanan üzerine çalışılmış programlar görebilmek umudu ile..

 -      Köy okulları tarımın ve yörenin gelişmesini sağlayacak şekilde düzenlenmelidir. Eğitimle ilgili pratik bilgiler içeren yabancı eserler hızla Türkçeye çevrilmelidir. Diğer yandan oluşturulacak “okuma dernekleri” bünyesinde  öğretmenlerin iki haftada bir toplanarak okudukları kitapları ve bunlardan esinlenen uygulamaları aralarında tartışmaları desteklenmelidir. Öğrencilerin sadece dinleyerek veya bakarak öğrenmeleri genellikle yeterli olmadığından öğrenciler yaparak öğrenmeli,  örneğin eğitsel araç gereçler üretilmelidir .Okullar kültürel modernleşmenin yanı sıra endüstriyel uyanışında merkezleri olmalıdır. Öğretmenler planlanan Sanayi toplumuna ulaşılması için halka yol gösterecek birer rehber niteliği kazanmalıdır. (Fikret Şemin, Türkiye’de Amerikalı Bir Filozof,İstanbul,2011)
John Dewey’in hazırladığı rapor maddesi eğitim sistemimizde etkili olmuştur. Köy Enstitülerinin kuruluş mantığı ve dayanaklarında da bu raporun doğrudan yansımalarını görmek mümkündür. Köy Enstitüleri; öğretmen ve eğitmenleriyle köylerde tarım ve sağlık görevlisi olarak çalışacakları yetiştirmek amacıyla kurulmuş eğitim kurumlarıdır.(https://toplumsaltarih.wordpress.com/2012/09/07/koy-enstituleri-neden-kuruldu-neden-kapatildi/)  Türk Eğitimi için büyük bir kayıp olan Köy Enstitüleri yaparak yaşayarak öğrenmeyi ilke edinmiş ve büyük başarılara imza atmıştır. O dönemde eğitim kurumlarının aynı sonucu vermemesi Köy Enstitülerinin daha çağdaş eğitim ilkelerine dayandığını çağdaş , demokratik eğitim kuramlarını benimsediğini açık bir şekilde bizlere göstermektedir. Bir bütünlük ve bir sistem oluşturan bu ilkelere değinecek olursak ;

En Yüce Değer İnsandır, Kuram/Uygulama İlişkisi, Demokratik Eğitim, Üretime Katılma, İleri Teknoloji Kullanımı, Ulusal Kültürden Evrensel Kültüre, Hesaplaşma/Değerlendirme başlıca ilkelerindendir.

       Eğitim sistemi konusunda elimizde başarılı bir taslak olmasına rağmen etkilenmediğimiz ve kullanmadığımız bu sistemin yalnızca kültür derslerinin verilmiyor oluşu hayata ve yaşamsal faaliyetlerin daha kaliteli olması için verilen derslerin olması öğrencilere ortaokul lise ayrımı yapmaksızın yalnızca bilginin aktarıldığı bu muazzam sistemin sonuçları çağdaş eğitim programını yok edecek durumdadır. Öyle ki Köy Enstitüleri o yıllarda UNESCO tarafından örnek “ Eğitim Modeli” olarak dünyaya gösteriliyordu. Bu eğitim kurumlarının mimarlarından olan Dewey  1945 yılında ülkemize tekrar geldiğinde Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nü inceledikten sonra söylediği, İngiltere ve Amerika’daki konuşmalarında da aynen tekrarladığı “Benim düşlediğim okullar Türkiye’de Köy Enstitüsü olarak kurulmuştur. Tüm Dünyanın bu okulları görüp eğitim sistemini, Türklerin kurduğu bu okulları göz önünde bulundurarak yeniden yapılandırması isabet olacaktır” şeklinde batı basınında yayınlanan sözleri tarihe geçmiştir (Ata, 2001) Bu hızlı ve baş döndürücü etkinliklere on yıl içinde son verilmesi ülkenin geleceğini olumsuz yönde etkilemiştir ve ileri atılan her bir adım bizi maalesef daha geriye götürmüştür.  Geriye atılan adımların biri olan Tarım- Ziraat alanında , ülke genelinde istenilen gelişmeler tam sağlanamamıştır. Ülkenin verimli toprakları olmasına rağmen, Hükümetlerin uyguladığı değişken tarım politikaları. Belirlenen, istenen hedeflere ulaşmanın çok gerisinde kalmıştır. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanların sıkıntıları devamlı artmıştır. Buna bağlı olarak tarım ve hayvansal ürünlerin ithalatı da devamlı artmıştır.

     Sonuç Olarak; John Dewey’in 1924 Yılında Hazırladığı “Türk Maarifi Hakkındaki Rapor”da yer alan konular, Cumhuriyet Döneminde kendi süreci içerisinde değerlendirildiğinde çok büyük değişmeler ve başarılar olduğu anlaşılmaktadır. Ülkenin yapısına uygun eğitim uygulamalarının, üretim ve kalkınmada dinamik bir güç olarak ülkenin ve çağın koşullarına göre yeniden düzenlenerek hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır. Bunun için uygulayıcıların alana yönelik yeterlilikleri hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimlerinde işe koşularak beceri düzeyinde yaşamın bir parçası olarak öğretilmelidir. 

 

 

 














8 Kasım 2017 Çarşamba

Gri İktidarı


Kerry Freedman’ın  yazmış olduğu “ Teaching Visual Culture”  (Görsel Kültürü Öğrenmek) kitabının Bölüm 1  “Mesleki Alan” konusunu incelemiş ve bu bölümün ilk başlığı olan “ Biçimlerin Sınırlarına Zorlanma” hakkında kendi ilgi ve tutumlarıma dayanarak Teaching Visual Culture kitabına bağlı kalarak hazırlamış olduğum bu metinde Arte Povera akımı kurucularından Antoni Tàpies ve Gri İktidarını ele alacağım.

Teaching Visual Culture

 Bölüm 1: Mesleki Alan   


Challenging the Boundaries of Forms (Biçimlerin Sınırlarına Zorlanma)

 İnsan var olduğu zamandan beri bir takım şeylerin inşası içindedir. Bunlar kimi zaman barınmak için kimi zaman daha kaliteli yaşayabilmek adına yapılmaktadır.  Milattan önceki zamanlarda insanlar  yabani hayvanlar ve doğa olaylarından korunabilmek adına M.Ö 3.bin yılda Güney (Aşağı) Mezopotamya’da kentleşmenin ilk adımları atıldı, M.Ö 4. bin yılın ikinci yarısında somut olarak ilk Uruk ve çevresinde görülen kentleşme(  Özlem Çevik , Anadolu’da  Kentleşme Süreci , İzmir , Doktora Tezi , Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü , İzmir -2004, s.30)

M.Ö 7000’li yıllarda Konya- Çatalhöyük ile Anadolu topraklarına taşındı.( blog.milliyet.com.tr)
Bakıldığı zaman “Kentleşme” dediğimiz gri iktidarı M.Ö tamamen yaşamı sürdürebilmek adına ve doğaya geri dönebilecek şekilde inşa edilmiştir. Barınmak için oluşan kentleşmelerde yapılar kerpiç , ahşap , taş , toprak vs. gibi organik malzemelerden yapılıyordu. Herhangi bir yıkılma durumunda geri dönüşüm sağlanıyor ve doğa bu malzemeleri kendi içine alabiliyordu. Ancak 21.yy bakacak olursak artık yapılar tamamen kimyasal malzemelerden ve tamamen doğaya zarar verir şekilde inşa ediliyor. Benim konum tam olarak burada başlıyor, modern dünyanın betonlaşması ve duvar iktidarı.

         İnsanlar yapılan bu doğa katliamının bütün sonuçlarını bilirler, öyle ki yok edilen doğanın insan psikolojisi üzerinde yıkıcı etkisi olduğunu, yaşam kalitesini düşürmekle birlikte sağlıksız insan sayısının arttığına da hakimdirler. Modern dünyada bu zararlı etkilerin tamamını görmezden gelmenin bir sebebi var tabi ki , rant yarışları ve  insanların bitmek bilmeyen hırsları  sayesinde kent toprağına verilen zararlar geri dönülemeyecek noktalara geliyor. Peki ya  insan neden varoluşundan buyana yaşamını sürdürdüğü evreni yok etmek için sürekli bir çaba altında ? Evren katliamı ilk olarak Bilişsel devrim ile başladı.  “Sapiens yerleşiminin hayvan Krallığı’nın başına gelmiş en büyük ve en hızlı felaketlerden biri olduğu yorumu kaçınılmaz olarak ortaya çıkar bundan en fazla etkilenenler  büyük ve tüylü canlılar oldu. Bilişsel Devrim'in gerçekleştiği dönemde dünyada 50 kilogram dan daha ağır 200 civarında büyük kara memelisi yaşıyordu. Tarım Devrimi döneminde sadece 100 tanesi kalmıştı. Homo sapiens, insanlar tekerliği yazıyı veya demirden aletleri icat etmeden çok önce gezegendeki bütün hayvanların yarısını yok etmişti.” Avcı ve toplayıcılar önce hayvanları yok etmeye başlayarak evrene zarar vermeye başladı. Sonrasında Tarım Devrimi ile doğanın katli başlamıştı artık. “İnsanların sık çalılıkları ve ormanları yakması da buğdaya yaradı. Ateş, ağaçları ve çalıları temizleyerek buğday ve diğer otların günışığını, suyu ve diğer besinleri tek başlarına sömürmesine yardımcı oldu.”(Yuval Noah Harari ( Çev. Ertuğrul Genç ) Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi , Berdan Matbaacılık, İstanbul ,2015 , s.96)

  Görüldüğü gibi dünyaya verilen zarar, betonlaşma ve duvar iktidarı ile başlamamıştı elbette insanlar katliama çok daha önceden başlayarak ,önce hayvanları daha sonra ormanları ve şimdi bütün çevre ve havayı katlederek devam etmekte. Sapiens kitabı insanlar için şöyle bir tanımlama yapıyor ; “ Tarihsel kayıtlar Homo sapiens’in bir ekolojik seri katil olduğunu gösteriyor.” (  Yuval Noah Harari ( Çev. Ertuğrul Genç ) Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi , Berdan Matbaacılık, İstanbul ,2015 , s.78)
Ne kadar muazzam ve gerçek bir teşhis bizler ekolojik birer seri katiliz doğru. Hayvanları keser biçer , kürkler , mantolar yapar hırs bürümüş gözlerimiz ile onlara bakarız. Ormanları ve ağaçları yakar ,keser mükemmel binalar ,siteler,  alışveriş merkezleri inşa ederiz.  Ekolojik birer seri katilken zamanla kendimizin seri katili olmaya başladık artık. Ormanları yakalım oksijen gitsin fabrikalar hava kirlilikleri gelsin. Daha fazla bina daha fazla insan daha fazla ölüm ve sonu duvar iktidarı..
         Modern dünyada betonlaşma o kadar arttı ki dünya üzerinde yeşil alan her geçen gün azalmakta. Çalışmalarımda ele aldığım konu tamamen sanayi ve betonlaşma üzerine dikkat çekmek istediğim kısım ise doğada değişen ekolojik sistem ve artık görmekte zorlandığımız yeşil rengi. Öyle ki İstanbul’da yeşil alan %2,2 dünya başkentlerinin bilgilerinin bulunduğu World Cities Culture Forum  (http://www.worldcitiescultureforum.com/)

2009 raporuna göre İstanbul’da  yeşil alan % 1,2 2015 Raporuna göre ise  % 2,2 yaşanılan hava kirliliği ve oksijen yetersizliği yeşil alan arttırma projelerini de beraberinde getiriyor.
   Dünyada yeşil alanlara bakacak olursak yüzdeler şu şekilde;


    
  World Cities Culture Forum  Raporu Verileri
2015
           Geçmiş sanat akımlarına bakacak olursak  birçok sanatçı dönemine göre eserler yapmıştır  bu dönemler onları farklı düşünmeye itmiş ve kimi dönemlerin akımlarını oluşturmuştur.  Yaşanılan o dönemde savaş varsa ölüm, yıkım, acı gibi konular benimsenmiş daha romantik dönemler  ise peyzaj , portre vs. konularını işlenmiştir. Picasso’dan yıla çıkacak olursak sanatçının belli dönemleri vardır. Mavi dönem , pembe dönem ve kübizm.  Ressam mavi döneminde o yıllarda sirk dünyasının hüzünlü yüzünü  resmeder. Bu dönemin mavi ismiyle nitelendirilmesinin sebebi, mavinin hüznü temsil etmesi kadar, sanatçının eserlerinde tek renk olarak maviyi ve tonlarını kullanmasından da kaynaklanır. Ressamın pembe döneminde mavi dönemine kıyasla daha neşeli konular içerir. Cambazlar ve gezgin sirkler bu dönemde picasso’nun vazgeçilmez konuları arasındadır. Kübizmde ise Picasso nesneleri geometrik formlar oluşturacak şekilde basitleştirir ya da geometrik şekillere böler. Verilen örnekte olduğu gibi  Sanat dönem şartlarına göre evrilmektedir.  .. 21.yy’da etrafımıza baktığımızda endüstri, sanayi , beton vs. insan psikolojisini melankoliye sürükleyen fazlaca nesne görürüz. Kafamızı çevirdiğimiz her yön muhakkak betona bürünmüş ve doğayı unutturmuştur. Sanayi sanatın bir konusu haline gelmiş ve sanatın içine girmiştir.  Sanayileşme ile gelişen fabrikalar ve sanayi malzemelerini işlemek dökülen duvarları resmetmek , küflenen demirlerin o muazzam rengini tuvale vurmak bana oldukça haz veren objelerdendir. Çalışmalarımda doğanın yorgunluğu, sanayinin donukluğu , terkedilen mekanlar ve bunların insanlara hissettirdiklerini yansıtmak istiyorum.

        Antoni Tapies ve arkadaşları ile  geliştirdiği sanat akımı “Arte Povera  (Yoksul Sanat)”. Antoni Tapies öncelikle yaptığı çalışmaları ile dikkatimi çeken bir sanatçı çalışmalarında yırtık tuvaller , saman , sicim , kumaş parçaları ve eski çoraplar gibi artık malzemelerin üstüne karalanmış eski duvar yüzeylerini anımsatacak biçimde gelişigüzel boyalar sıçratmaktadır. Yoksul Sanat ise ; “İtalya'da 1960'ların sonlarında sanatçılar yalnızca resmî, endüstri ve kültür kurumlarına karşı çıkmakla kalmayıp, sanatın bireysel bir ifade olarak var olmasının etik bir nedeni olup olmadığını da soruşturmaya başlamıştı. Düşünsel ve tasarımsaldan kaçınarak, doğanın, yaşamın ve davranışların temellerine ulaşmayı hedefleyen bu sanatçılar, sanat nesnesi yerine, yaşam koşullarına verdikleri önemle yalnızca gerçek olanı duyumsamak, bilmek ve ortaya koymak istediler. Arte Povera sanatçıları geleneksel tüm  estetik kuralları, akılcılığı, yapısalcılığı, geleneği ve teknolojiyi reddediyor, tarihi tersine döndürerek ilkele ve doğal olanı öne çıkarıyor.”(http://www.dilekkutzli.com/ArtePovera_t.html)

 Ressamın kendi tarzı ve geliştirmiş olduğu akım her yönü ile benim çalışmalarımda etkisini gösterebilecek unsurlardandır. 



Arquitectura  , 'Tàpies 1963' (ters) 


29 Ekim 2017 Pazar

EV KADINI


Kalplerin İnsanları

Kerry Freedman’ın  yazmış olduğu “ Teaching Visual Culture”  (Görsel Kültürü Öğrenmek) kitabının Bölüm 1  “Mesleki Alan” konusunu incelemiş ve bu bölümün 10. başlığı olan “Modern Karşıtlıklar : Cinsiyet  Örneği ” hakkında kendi ilgi ve tutumlarıma dayanarak Teaching Visual Culture kitabına bağlı kalarak hazırlamış olduğum bu metinde Monica Bonvicini “Sallanan Ev Kadını” adlı video  enstelasyon çalışmasını ele alacağım.

Teaching Visual Culture
 Bölüm 1: Mesleki Alan
Modern Karşıtlıklar : Cinsiyet  Örneği

Aydınlanma'nın yapısı korunmuş ve henüz iç çelişkileriyle değişti. Bu iç çelişkiler doğada kadın yeri kavramı ve Kültür (ör., Jordanova, 1980; Schwartz, 1984). Bir aşamada, kadınlar erkeklerinkinden daha "doğal" ve medeniyetsiz olduğu düşünülüyordu. Buydu Kadınların yetenekleri ve kanaat getirdiği arzuları doğum yapmak ve kadınların akıl almazlıkları düşünüldüğünde. Bir başka deyişle, kadınların erkeklerden daha sosyal oldukları varsayılmıştır (düşünülen kişiler doğal olarak bağımsız) ve erkekleri sosyalleştirecek biçimde aileler. Bir kadın bir aile ve ev sağlamalıdır, bir erkeğe bağımlı olduğu halde onu ailenin birliğinde tutmak için kendisine bağımlı hale getirilmesi gerekiyordu.(Schwartz, 1984)
Bireyler değişim aracıları olarak kavramsallaştırılmışken, fikir doğal özgür irade içerikleri çelişkiydi, çünkü yalnızca belirli türler 75'i birey olarak kabul edildi. Yok etme mücadelesi otoriter kurumlar her kişinin bireylerin tüm imkanlar üzerinde hareket edebileceğini ima eden özgür bir aktör olmaktı. Bununla birlikte, bir birey olmanın,farklı ırkların, sınıfların ve cinsiyetlerin insanları.
Yapısı korunmuş ancak bu cevaplara tepkiler ve çelişkiler vardır.Örneğin, bir düzeyde kadın olma anlamı ne sürekli düşünme ve davranma gereksinimleri ile değişime uğramıştır. İktidar kazanmak için erkek sosyal sistemleri ile başka bir yerde düzeylerde, sistemlerin kendileri krizden geçti kadınların dönüşümü. (Douglas, 1977).

Monica Bonvicini ;
1965’de Venedik İtalya’da doğan sanatçı yaşamını Berlin’de sürdürmektedir..  Bonvicini çalışmaları mimari, güç, cinsiyet, mekan, gözetim ve kontrol işleri arasındaki ilişkiyi araştıran çok yönlü uygulamaların her biri, sanat yapma anlamının, dilin belirsizliğinin ve idealine bağlı olan olasılıkların sınırı meselesidir özgürlük. Sanatçının 15. İstanbul Bienalinde yer alan “ Sallanan Ev Kadını” video enstelasyonu ev yaşamı ile toplumsal cinsiyet rolleri arasındaki ilişkiye daha doğrudan işaret ediyor.

Monica Bonvicini Hausfrau Swinging (Sallanan Ev Kadını -1997)


 1997 Sallanan Ev Kadını başlıklı video enstalasyonunda, başına bir ev geçirmiş olan çıplak bir kadını başını öfkeyle ve hiç durmadan duvarlara vururken izliyoruz . Huzur fikrinden tamamen koparılmış olan bu ev bir hapishane ve şiddet alanında ve dolayısıyla isyan edilecek bir yere dönüşüyor. Video böylece bir yandan mimari mekanın boş ve cinsiyetsiz olarak düşünülmesine itiraz ederken , bir yandan da bedenin nasıl engellenmişlikten doğan bir öfke, fantezi veya tutsaklık alanı haline gelebileceğini gösteriyor.

Kadına şiddet her toplumda ve her dönemde varolmuş ve varolacak bir sosyal olgudur. Kadınların fiziksel istismarı ise binlerce yıl öncesine dek uzanmaktadır.

Arkeologlar erkek mumyaların kemiklerinde % 9-20 kırığa rastlarken kadın mumyalarda bu oranın % 30-50 olduğunu bildirmişlerdir. Bu kırıklar savaştan çok bireysel şiddete bağlı olduğu düşünülen kafa kırıklarıdır. (Erbek E, Eradamlar N, Beştepe E, Akar H, Alpkan L. Kadına yönelik fiziksel ve cinsel şiddet; üç grup evli çiftte karşılaştırmalı bir çalışma. Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2004;17(4):196-204.) Nekadar karşı çıkılırsa çıkılsın ne denilirse denilsin maalesef dünya ataerkildir. Erkek kadından her dönemde üstün görülmüş fiziksel açıdan olan birtakım üstünlükler erkeklik hormonu olarak adlandırılan basitleştirilme sonucu şiddete dönüşmektedir. Şiddet denilince aklımıza direkt olarak fiziksel şiddet gelebilir ancak modern dünyada fiziksel şiddet yerini daha çok psikolojik şiddete bırakmıştır. Bunun dışında şiddet türlerini şu şekilde sırayabiliriz ; Sözel şiddet, Ekonomik şiddet, Cinsel şiddet.

Yeni dünyada kadın, bu şiddet türlerinin hepsini hak eder ve hepsini yaşar. Trafikte “tamam kadın!”dır artık o. Kadın olduğu görüldüğü anda suçlu veya suçsuz bir ehemmiyeti yoktur . O kadın artık sözel şiddeti hak etmiştir! Kadın araba kullanmamalı, kadın trafiğe çıkmamalı, kadın topluma karışmamalıdır! Kadın çalışamaz ! Kadının çalışabileceği tek yer evidir, kadın evinde temizlik görevlisi , aşçı , dadı , usta , öğretmen , doktor... bütün mesleklere hakim olabilir ancak yalnızca evinde! Toplum içine çıkamaz, şayet mesleği varsa onu toplum için kullanamaz. Kadın evinde oturmalıdır ve ekonomik şiddeti hak etmiştir. Kadın dar pantolon , mini etek , dekolte vs. giyinemez. Kadın akşam veya gece dışarı çıkamaz. Kadın gece dışarı çıktığında erkek ona her şeyi yapmakta özgürdür çünkü erkek kadından üstündür. Kadın mini etek giymişse cinsel şiddeti hak etmiştir. Evet ! kadın her türlü şiddete maruz kalan bir canlıdır. Yolda yürürken kendinden üstün olan erkekten sözlü şiddete maruz kalabilir , başörtüsü olmadığı için din alimi olan binlerce insan tarafından fiziksel şiddete maruz kalabilir. O kadar çok örneği var ki... Kadın maruz kalır, kadın maruz bırakılır .
.
 Makalelerde, televizyonlarda, sosyal medyada, tartışma programlarında, sempozyumlarda şunu duyarız hep “Kadının Çalışma Hayatındaki Yeri”. Evet , kadının çalışma hayatındaki yerini irdeleyelim. Kadın bir polis olabilir, evet olabilir elbette. Kadın bir trafik polisi , alkollü bir erkeği durdurup ona ceza yazabilir mi ? Bir Trafik polisinin görevi alkollü araba kullanan kişiyi teşhis edip onu durdurmak ve yaptığı davranışa ceza vermektir. Ama bunu bir kadın polis yaparsa kadın polis orada fiziksel şiddete uğrayabilir ve hatta şehit edilebilir. Kadın bir çevre mühendisi , çalıştığı fabrikadaki usulsüzlükleri görür, belirler ancak söyleyemez. Neden mi ? Çünkü o kadın bastırıldı. Kadının çalışma hayatındaki yeri diye bir şey yoktur. Artık kadın şofördür , kadın polistir , kadın ustadır. Modern dünyada birçok eş, birçok anne çalışmaktadır. Artık geleneksel dönemde olduğu gibi "erkek çalışır, evine bakar" tezi çürütülmüş, "kadın ve erkek çalışır, kadın ve erkek evine bakar , kadın ve erkek temizlik yapar" düşüncesine evrilmiştir. Bütün şartlar eşittir artık , artık kadın KADINDIR. Savaşan , üreten , besleyen , bakan , büyüten... Şayet dünya bir cinsiyetten ibaretse dünya bir Kadındır! Kadın kafasını evinden çıkartamayan, hapsolan , itelenen , kullanılan bir beden değil; kadın özgür olan, anne olan bir canlıdır. Bu video enstalasyonu beni her izlediğimde oldukça geren ve yoran bir çalışma Teaching Visual Culture Kitabında yazan bir cümle “Cinsiyetlerin İnsanları”.

İnsanlar için dilediğim tek şey cinsiyetlerin değil, kalplerin insanları olun!


Sosyal Medyadan Önce Sosyal Medyadan Sonra Dedirtebilecek Güzel Bir Reklam Çalışması


Sosyal Medya Kullanımı ve Topluma Etkileri

Kerry Freedman’ın  yazmış olduğu “ Teaching Visual Culture”  (Görsel Kültürü Öğrenmek) kitabının Bölüm 1  “Mesleki Alan” konusunu incelemiş ve bu bölümün 2. başlığı olan “Görsel  Kültür , Eğitim Ve  Kimlik” ayrıca kitabın son konusu olan “ Sonuç”  başlağını inceleyip kendi ilgi ve tutumlarıma dayanarak Teaching Visual Culture kitabına bağlı kalarak hazırlamış olduğum bu metinde  sosyal medya kullanımı ve topluma etkilerini araştıracağım.

Teaching Visual Culture
 Bölüm 1: Mesleki Alan
Görsel  Kültür , Eğitim Ve  Kimlik

 Görsel kültürün eğitsel önemi anlamak önemlidir çağdaş demokraside uygun bir şekilde öğretmek durumunda kalacağız. Yeni görsel kültür koşulları, kişisel özgürlüklerin Artık yalnızca özgürce konuşma konusunu içeriyor. Onlar özgürlüğü ilgilendirir yaratılmasına ayrılmaz bir dizi görsel sanat formundaki bilgiler bireysel ve grup bilgisi. İnsanlar sadece özgürce konuşamaz; onlar Görsel olarak erişebilir, görüntüleyebilir ve çoğaltabilir, bilgisayarla manipüle edebilir ve Küresel çapta televizyondan. Görsel kültür resimleri ve nesneleri sürekli görülen ve anında yorumlanan, yeni bilgi ve yeni oluşan kimlik ve çevre görüntüleri. Sosyal ilişkilere aracılık eder yapımcılar ve izleyiciler arasında ve izleyiciler arasında. Sanat ve sanat eğitimi, insanlar arasında arabuluculuk biçimidir; Profesyonel söyleşi uygulamalarının önemli bir rolü vardır.

Teaching Visual Culture
 Bölüm 1: Mesleki Alan
Sonuç

Görüntü, bilgisayarların kullanılmasından önce tutulması kolay olmuş olabilir ve diğer gelişmiş teknolojiler insanların yaptıkları yolları değiştirdi ve görsel sanatları gördüm. Bu görüşün dayandığı inanç sistemi şu şekildedir: bir film seti tasarımı tasarlanmadan önce oluşturulmuş bir bilgisayar makinesi, önce ilk müzik videosu gösterildi MTV, manipüle edilmiş bir fotoğraf dünyanın her yerine gönderilebilmesinden önce bir anda ve Star Wars kostümlerinin sergilenmesinden önce, tasarımlar, büyük resim müzelerinde hikaye panoları gösterildi. Bu görüntü Güzel sanat gerçekti ve hayat verdiği düşüncesiyle tutarlı özellikle akut, popüler kültür, öğrencileri gerçek hayattan uzaklaştırdı ve duyularını ve hayal gücünü zayıflattı.

  Sosyal Medya Kullanımı Ve Topluma Etkileri

Bugün yağmur ile gelen toprak kokusunun büyüsü ve ardından doğan ışıl ışıl güneş beni evde durduramadı kendimi  temiz havanın mis kokan rüzgarın kollarına bıraktım. Oysaki yağmurlu gün bana yatağına uzan eline bir bardak kahve al! Aç o filmi unut anı,kendini ve yapman gerekenleri demişken , doğan güneş  ile savruldum sokağa. Köşe başında dostlarla eskittiğim yıllanmış kafenin önünden geçerken kendime bir kahve ısmarlamalıydım. Herzaman oturduğum soldaki masa sanki bugünde beni bekliyordu. Çağrısına kulak verdim ve kahvemi sipariş ettim.  Penceremde yağmur damlalarından oluşan görsel şenliğin yok olacağına aldırış etmeden penceriyi açtım! İliklerime kadar işleyen taze toprak kokusunu doldurdum ciğerlerime, kuşlar bir müzikal ile kokuya  eşlik ediyor bilmediğimiz o cenneti bana yaşatıyordu. Garsonun kahvemi getirmesiyle bozulan büyü karşı masamda oturan güzel kızı fark etmemi sağladı. Karşımda elinde telefon halinden oldukça bıkkın görüntüsü dikkatimi çekti. Arkamdan gelen kahkaha sesleri ile irkildim ve arkamı döndüğümde bir çift selfie adını verdiğimiz anı ölümsüzleştirme çabası içine girmiş görünüşe göre ise oldukça eğleniyorlardı. Biran çevremde oturan bütün insanları görmek , incelemek hayatlarına dokunmak istedim. Yan masada oturan bir arkadaş topluluğu birinin elinde telefon var ve oldukça hararetli bir şekilde bir şeyler anlatıyordu masada oturan herkesin gözü telefonda idi . Bir diğer masada açan güneşi fotoğraflamak için hummalı bir çalışma vardı. Döndüm ve tekrar pencereden gelen rüzgarın kokusunu içime çektim rüzgara sesine odaklanmak istedim ama bir gariplik vardı, bunca güzelliği yalnızca ben mi hissediyor ben mi görüyordum.  Kahvemden bir yudum aldım , elimi çantama attım ve çocukluğumu birlikte geçirmiş olduğum dostlarımı arayıp onları da davet ettim. Telefon elimdeydi ve çoktan bugünkü paylaşılan günlük hikayeleri  izlerken buldum kendimi. İzledim izledim , likeladım , okudum , imrendim, sinirlendim.. Bir süre sonra az önce garipsediğim insanlar gibiydim işte ! Neden böyle olduğuna anlam verememiştim elindeki telefon gizlice beni kendine nasıl çekebiliyordu ? İnterneti olmayan köşe başlarından kaçar olmuştum.  Kafamı kurcalayan bunca soru içinde arkadaşlarım gelmişti selamlaşıp oturduktan sonra kendimi fotoğraf çekilirken buldum.  Fotoğraf 5 veya 10 deneme sonunda beğenildi paylaşılmaya hazırlandı altına ne yazılması gerekildiği düşünüldü, tartışıldı onaylandı ve paylaşıldı. Artık konu bu yorum yaptı , o likelamadı vs gibi çok farklı yerlere gitmişti ve ben bu girdaptan kendimi alamıyordum evet buluşmuştuk belki de saatlerce aynı yerde oturduk ve saatlerce o fotoğraftan başka insanların hayatına olan tacizimiz başlamıştı. Bu yaşanılanlar beni ilkokul yıllarıma götürdü. Bilgisayar ile ilkokul 4. Sınıfta tanışmıştım o koca alet küçük gözlerime o kadar büyük görünmüştü ki ürkmüştüm. Oyunlar oynamak için kullandığım bu alet beni kendine nasıl bu kadar bağımlı yapabilirdi ? Peki ya siz, siz nasıl tanıştınız bu alet ile hiç düşündünüz mü neler değişti o günden beri sizde ,onlarda , onlarla olan hayatınızda ?
Modern dünyada teknolojinin hızla gelişmesi , insanların teknolojiye yetişmeye çalışması son zamanlarda dünya görsel ve işitsel bir dilin kendine has kurallarıyla açıklanabilecek hızla akıp giden bir sürecin içine girdi. Kişilerarası iletişimde işitmeye ve görmeye dayalı görsel kültür yazılı kültürün önüne geçmişti. Yaşadığımız bu gelişmeler yaşadığımız bu çağa görsel kültür çağı olarak adlandırılmasına neden oldu diyebiliriz. Teknolojinin gelişmesi ve hızla gelişmeye devam etmesi sonucu kişisel özgürlükler , özgürce konuşma  atmosferine sahip olmalarını sağlamıştır. Bugün herhangi bir konu hakkında binlerce karşıt görüş sunulabilir artık insanların özgürce konuşabildiği , fikirlerini beyan edebildiği kendilerinin oluşturduğu kişisel gazeteleri, kişisel tv kanalları, kişiler dergileri mevcut ve bütün fikirlerini rahatlıkla beyan edebiliyorlar. Peki ya “Sosyal Medya” ifadesi nekadar sosyallik barındırıyor içinde ? Kullandığımız medya iletişim araçları kendi gazetelerimiz , kendi dergilerimiz bizi sosyalleştiriyor mu ? Oysaki ilkokul yıllarımda sosyallik benim için arkadaşlarımla oyunlar oynamak idi şuan oynanan oyunlar ne denli sosyallik kazandırıyor olabilir. Ekran önünde olan milyarlarca insan birbiriyle kurdukları iletişim nekadar güçlü ? Bir iletişim aracı olan dilin hükmünü kaybetmeye başladığı bu dönemde sosyal medya  sosyal mi gerçekten ?  Özgür olduğumuzu düşündüğümüz bir ortamda aslında bir kapsülün içinde sıkışıp kalmaktan başka nedir sosyal medya ?

Sosyal medya ve teknolojinin  hayatın her alanına sızmaya başlamasından bu yana, ‘hiçbir yere ait olmamaya ait olma’ modası başladı. Sanat konuları ve hissettirdikleri değişmeye başladı . Hayalgücü sınırlanmaya gördüğümüz şeyden ibaret olmaya başladı ancak herkesin elinde fırsatı bir şekilde değerlendirmesi  ile  herkes sanatçı, eleştirmen, yazar, ressam… Herkes her şey oldu. Herkesin söz hakkı oldu.Yapılan bir çalışmayı anlamak nekadar önemliydi  ? Böylelikle sanat da tüketim kültürünün bir parçası oldu. Sadece kulağına değen tıngır mıngır bir ses müzik , salondaki koltuk takımıma uygun diye tablo satın almak, herkes  bu kitabı okudu diye o kitabı okumak..  
Günümüzde, insanlar arasında bilgi paylaşımı ve içerik oluşturulması daha az emek isteyen bir iş olması sebebiyle pratik ve en doğru bilgiye en kolay ulaşım yola olması sebebiyle hayatlarımız kolaylaştıran etkisi yadsınamaz. Son yıllarda ki teknolojik gelişmeler ve internetin tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlaması güvensizliği tetiklerken  insanlar arasında etkileşimli iletişim imkanı da sağladı. Oluşturulan gruplar , topluluklar sayesinde organize olmayı kolaylaştırmıştır. Her toplumdan veya kültürden insanlar ile iletişim kurabilmeyi sağlarken kendi içimizde de iletişimi geliştirmemizi sağlar ayrıca fikirlerin hızlıca yayılmasına neden olabilir. Artık insanlar sosyal ağlar üzerinden dünyayı gezebiliyor ulaşılamayan herşeye ulaşabiliyor dünyanın en değerli eserlerine göz değdirebiliyor.  Sanatı her açıdan görebiliyor, değerlendirebiliyor. Sosyal medya ve teknoloji ile yeni alanlar olabiliyor sanata yeni görseller,imgeler kazandırabiliyoruz.

 Sosyal medya sosyal hayatı bir kapsül içine sıkıştırırken aynı zamanda koca bir dünyayıda içine alabiliyor. Sosyal medya ve teknolojiyi yin yang’a benzetmek uygun olucaktır lakin kötü tarafları olduğu kadar iyi taraflarıda vardır. Peki ya siz hangi kapsülün içerisindesiniz ?